top of page

EZİLENİN YANINDAKİ SANAT

          Klasikçileri şaşkına çeviren, çağdaş tiyatronun önemli figürlerinden biri olan ve belgesel tiyatro eserleri ile tanınan yönetmen Milo Rau bu kez Kongo Mahkemesi (The Congo Trıibunal) ile izleyici karşısındaydı. 2017 yılında seyirciyle buluşan filmin çekimleri Berlin’de ve Kongo’da iki ayrı mahkeme kurularak yapılmıştır. Bu filmde tiyatro sahnesi bir mahkeme salonuna dönüştürülmüş ve yedi kamera kullanılmıştır. Olaylar gerçek olsa da kurulan mahkeme sadece bir gösterimden ibaret. Mahkemenin jürileri olayların da yaşandığı Kongo halkından. Peki Milo Rau’yu böyle bir belgesel tiyatro yapmaya iten o olay ne? Kongo’daki Kuzey Kivu’da Bisie madeniyle ilgili halkla bir anlaşma yapılıyor. Fakat madeni çıkaracak olan Banro isimli şirket anlaşmayı bozuyor. Bu maden alanlarının şirket tarafından ele geçirilmesi bir yandan iç çatımaya meydan hazırlamış, öte yandan ise fakir halk daha da fakirleşirken zenginler daha da zenginleşmiş. Milo Rau da bu olayların iç yüzünü ve halkın içine düştüğü bedbaht hali belgeler, röportajlar ve tanıklarla gözler önüne getiriyor.

          Milo Rau’nun Kongo Mahkemesi adlı belgesel filmini seyrettikten sonra epey etkilendiğimi ve Milo Rau hakkında daha fazla araştırma yaptığımı belirtmek isterim. Milo Rau, belgesel tiyatrosu için Gent manifestosunu yayınlamıştır. Bu manifestoya göre klasik metinlerden olabildiğince uzak durulacak, en az iki amatör oyuncu bulunacak, sahnede en az iki farklı dil konuşulacak, filmin bir kısmı mutlaka tiyatro dışı bir mekanda geçecektir. Ancak en önemli düsturu, tiyatro artık sadece dünyayı tasvir etmekle kalmayıp o dünyayı değiştirmeyi amaç edinmesidir. Amaç, gerçeği göstermekten çıkıp canlandırmanın kendisini gerçek kılmaya evrilmiştir. Bunlardan şu sonucu çıkarıyorum ki Milo Rau “sanat toplum içindir” ilkesine dayanarak bir tiyatro var etmeye çalışıyor ve belgesel tiyatronun düsturu olan politiklik ilkesinden ayrılmıyor. 

            Milo Rau’nun bu katliamı yerinde ziyaret edip görmesiyle bu belgesel tiyatroyu yapmanın ilk adımlarını atmış oluyor. Bu gösterimde ise ilk karşılaştığımız görüntüler mahkeme için sahnede yapılan hazırlıklar oluyor. Filmde Avrupalı, Amerikalı ve Kongolulardan oluşan 6 jüri üyesi ve uluslararası iki yargıç bulunmakta. Yargıç mahkemeyi açıyor ve jüri üyeleri, seyirciler Kongo’daki gerçek insanlarla birlikte çekilen belgesel video görüntülerini izlemeye başlıyor. Tanıklarla yapılmış röportajlar izletiliyor. Burada açıkçası sadece sözcükler konuşmuyor çünkü görüntüler de oldukça rahatsız edici. Her yerde cesetler görülüyor ve halk isyan halinde. Hatta bu görüntüler içinde beni en çok etkileyen bir sağlık tesisinin bir kadın doğum yaptığı sırada bombalanması oldu. Yerlerdeki kan izleri ve bebeği sarmaları gereken battaniyeyi yerdeki kanlara bulanmış olarak görmek dehşet vericiydi. İnsanı insanlığını sorgulamaya iten böylesi sahneler film boyunca tekrar tekrar karşımıza çıktı. En acısı da tüm bu gördüklerimizin gerçek olması, bir temsil olmaması idi. Bunları birinci ağızdan dinlemek de ayrı bir etki yaratıyordu elbette. Film, mahkemeye çıkan gerçek tanıklar ve çeşitli video görüntüleriyle devam etti. Bununla birlikte mahkemeyi canlı olarak izlemeye gelmiş olan çok sayıda Kongo’lu vardı ve zaman zaman onlar da söz aldılar. 

           Milo Rau’ya filmin başlarında bir radyo programında bu sembolik mahkemeyle ne yapmak istediği, neyi başarmayı hedeflediği soruluyor. Verdiği yanıt şu şekilde: “Herkesin temsil edildiği bir ortamda tüm sanat sanat içindirbir resim yaratmak, herkesin sesini duyurmasını ve hikâyesini anlatmasını sağlamak.” Evet, bu mahkeme sembolik bir mahkeme, ancak görünen o ki Milo Rau bu belgesel filmi yapmasındaki amaca ulaşıyor. Çünkü bu sembolika mahkemede terör grubundan bir kişiden tutun da maden şirketinin avukatına kadar herkes söz hakkı alıp davasını, derdini anlatabiliyor. Hatta bunların sonucunda gerçekler o kadar yalın ve kolay anlaşılabiliyor ki filmin sonunda Güney Kivu Eyalet İçişleri Bakanı ve Maden Bakanı görevden alınmış olduğunu öğreniyoruz. 

          Belki zaman zaman özellikle toplumsal konular, sorunlar söz konusu olduğunda kendimizi “Öyle tiyatro mu olur yahu.“ gibi kalıp yargılar içinden sıyırmak gerekebilir. Şahsım adına konuşmalıyım ki ilk kez, belgesel tiyatroyu Milo Rau’nun bu filmiyle tanımış oldum. Ve açık konuşmak gerekirse başta epey önyargılıydım. Milo Rau'nun mağdur olan Kongolu vatandaşlara boş umutlar verdiğini düşünmüştüm. Fakat insanın birinci ağızdan böyle felaketlerin gerçek olduğunu duymasının ne kadar etkili olduğunu, izlerken tüylerim diken diken olunca anladım. Ve insanı bu kadar etkileyen bir şey elbette harekete de geçirirdi. Kendimi daha çok sanat sanat içindir anlayışına yakın hissetsem de bu oyun bana şunu sordurdu: “Rau’nun Kongo hakkındaki bu belgesel oyununun varlığı kötü mü oldu?”. Politik tiyatronun devamı olan bu tiyatro anlayışı zannımca bugün halkın ve ezilenin görünür olduğu en iyi mecra olarak işliyor. Milo Rau’nun bu belgesel tiyatrosuna yorum getiren Dıe Zeıt’ın dediği gibi, siyasetin başarısız olduğu yerde sadece sanat yardımcı olabilir…

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page